Ziyaretçi Defteri
Videolar
Gündem
 
LinkedIn / Twitter
Fotoğraf Galerisi
Tokat Resimleri
Ziyaretçi Sayısı

188421

     

VAKIFLAR KANUNU ACİLEN DEĞİŞTİRİLMELİDİR



6-12 Mayıs Vakıflar Haftasını Yüce Türk Milletine hayırlı olması temennisiyle kutluyorum. Vakıflar Haftası münasebetiyle daha önce AKP iktidarınca kanunlaştırılan Vakıflar Kanunu tekrar değerlendirmek gerekmektedir.
Bir kimsenin malının bir kısmını veya tamamını hayır işine, dini veya sosyal bir hizmete ebediyen tahsis etmesine vakıf sistemi olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Devleti’nde başta padişah olmak üzere, hanedan üyeleri, yüksek dereceli devlet görevlileri, toplumun bu seçkin kişileri vakıflar kurmuşlardır. Bu seçkin elit kesim sayesinde Osmanlı Devleti’nde toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması için zenginlerin kurdukları bu vakıflar aracılığıyla yapılmaktadır.
Devlet bu vakıfların korunması için çeşitli önlemler almış, devlete ait birçok gelir kaynaklarının vakıflara verilmesini sağlamıştır. Böylece, devletin herhangi bir harcama yapmasına gerek kalmadan vakıf sistemi sayesinde sosyal, kültürel ve dini hayatla ilgili birçok hizmet yerine getirilmiştir.
Tarihin seyri içinde vakıflar sayesinde sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık, sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanlarında önemli hizmetlerde bulunmuştur. Vakıf sisteminin en önemli başarısı Devletin kuruluş yıllarında fethedilen topraklara Türklerin yerleşmesini kolaylık sağlamış ve buraların Türkleşmesini sağlamıştır.
Osmanlı döneminde ve Türkiye cumhuriyeti döneminde de topluma önemli katkılar sağlamış bu sistemi sağ olsun AKP hükümeti çıkarılan yasayla bu özelliğini yitirmesini sağlamıştır.Bunu örneklerle açıklayalım:
AKP'nin ikinci döneminde 5737 Sayılı Vakıflar Kanunun 20.02.2008 tarihinde TBMM'de kanunlaşmıştır. Vakıflar Kanunu ile cemaat vakıflarına Lozan Anlaşması'nın fevkinde ve Medeni Kanun'a aykırı olarak mülk edinme hakkı verilmiştir. Bu Kanun'un görüşmeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm eleştirilerimiz ve samimi olarak yaptığımız uyarılar maalesef Hükümet tarafından dikkate alınmamıştır. Vakıflar Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle Hazine adına veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlı malların, başvurmaları hâlinde cemaat vakıfları adına tescil imkânı getirilmiştir. Bu durum, mal ediniminin sınırı olmayan bir zaman dilimine yayılmasına ve tazminat hakkı doğmasına neden olmuştur.
Vakıflar Kanununda yer alan ve asla kabul etmediğimiz birçok hususları açıkça aziz milletimizle paylaşmak istiyorum. Azınlık vakıflarının yeni mal edinmeleri sınırsız ve süresiz hale getirilmiş. Azınlık vakıfları dâhil tüm vakıfların yabancı vakıflar ile ilişkileri hiçbir sınırlamaya tabi tutulmamıştır. Azınlık vakıfları dâhil tüm vakıfların ve diğer kişi, kurum ve kuruluşların ülke vakıflarına yardım etmesi ve bu vakıflardan yardım alması tamamen serbest bırakılmıştır. Yani Rum ve Ermeni Vakıfları 1936 da ki kayıtlarına göre bütün mal varlıklarını satıp Amerika'daki ermeni diasporasına rahatlıkla aktarabilecekler.
Ayrıca bu yasanın bir maddesi ‘‘Yabancılar, Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler’’ demektedir. Şu
anda Türkiye’de bulunan Kilise Evlerin beklediği düzenleme buydu. Bu
yasanın çıkması için çaba gösteren çevreler sayesinde MİSYONERLİK
FAALİYETİ ciddi oranda artmıştır.

Bu Vakıflar Kanunu TBMM’ce kabulünden sonra birçok arazi, dükkân gibi gayri menkuller sözde eski sahiplerine yabancı Vakıflara devredilmiştir. Ancak hiçbir yabancı ülkede, Türklere ait Vakıf malları iade edilmemiştir.
Bunlardan çok daha tehlikeli gelişme bir madde’de göre ‘‘Vakıflar,
Vakıf senetlerinde yer almak kaydıyla, amaç ve faaliyetleri
doğrultusunda, uluslararası faaliyet ve işbirliğinde
bulunabilirler, yurt dışında temsilcilik ve şube açabilirler, üst
kuruluşlar kurabilirler ve yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye
olabilirler.’’deniyor. Bu madde sayesinde bölücü örgüt vakıflar kurdular ve bunları diğer komşu veya Avrupa ülkeleri vakıflarıyla ilişkili olduğu görülüyor.
Fener Ermeni Rum Patriğinin avukatı İnsan hakları açısından bu yapılanları çok büyük güzel bir gelişme olduğunu söyleyerek, Rumların sevincini ortaya koymuştur. Oysa Türkiye sınırları dışında yaşamakta olan Türklerin oluşturduğu vakıflar neden bu haklara ve imtiyazlara sahip değildir.Örneğin; Batı Trakya'da hiçbir hakka sahip olamayan Türk asıllı vatandaşlarımızın bu tür haklarına neden sahip çıkılmamakta ve herhangi bir mücadele verilmemektedir. Avrupa'da, Asya'da ve Amerika'da yaşayan ve orada oluşturulan asırlara dayanan cemaat ve vakıfların neden karşılıklı olarak mağduriyeti giderilmemiştir. Yapılan anlaşmalarda ya da kanunlarda uluslar arası ilişkileri içeren bir konuda karşılıklı yapılması gerekmezmi? AB kriterleri veya İnsan Hakları sadece bizim ülkemize düşen sorumluluklar mıdır?
Bu yasanın tamamı ele alındığında, Sosyal Devlet anlayışının devlete verdiği bazı görevlerin vakıflara verilmiştir. Sadece hayır ve
yardım görevleri olan vakıfların bu görevi yanı sıra ‘Ekonomide Önemli Müteşebbisler’ kurması sağlanmıştır. Ancak amacı dışında kullanılarak; kurulan bu vakıflar ayrıca şirketler kurdular, STK kurdular, ancak bu kuruluşlar istihbarat irtibat bürosu gibi çalışmakta ve buralarda çalışanlar her türlü kılığa girerek faaliyet göstermeye devam ediyor. VAKIF YASASI ARTIK AMACI DIŞINA ÇIKMIŞTIR. Bu nedenle, adının ‘VAKIFLAR YASASI’ olmasına da ihtiyaç kalmamıştır.Bu yasanın takibini acilen hükümetin ne getirip ne götürdüğünün ciddi bir şekilde yapmak zorundadır.

DR.REŞAT DOĞRU
MHP TOKAT MİLLETVEKİLİ

     
Seçim Beyannamesi
 
 
Anket