Ziyaretçi Defteri
Videolar
Gündem
 
LinkedIn / Twitter
Fotoğraf Galerisi
Tokat Resimleri
Ziyaretçi Sayısı

188422

     

DİNİMİZİ İSTİSMAR KAYNAĞI YAPMAYALIM



Sözlerimin başında Kutlu Doğum Haftası'nı kutluyorum. Nice Kutlu Doğum haftalarına ülkemizin millî birlik ve beraberliği içerisinde ulaşmamızı Yüce Mevla'dan niyaz ediyorum.
Ülkemizde son yıllarda dinin siyasi malzeme olarak kullanıldığı, maalesef, bazı olaylarda görülmektedir. Hâlbuki İslamiyet bizim kutsalımız, en önemli de yaşam değerimizdir. Dinimize, Peygamber'imizin hiçbir surette politika malzemesi olarak söylenmesini doğru bulmuyorum. Yüce Türk milleti tarihin her döneminde buna dikkat etmiş ve gittiği her yere de i'lâ-yi kelimetullah söylemiyle girmiştir ve her yerde de bunu ifade etmeye çalışmıştır. Fethettiği her yerde İslam düzenini kurmuş, herkesi inancında, yaşamında serbest bırakmıştır. Hiçbir ülke veya millet yüce Türk milletine "Bize baskı yapıldı, biz inancımızdan dolayı zulme uğradık." diyemez. Ondan dolayı da siyasiler başta olmak üzere herkesin bu konuya özellikle dikkat etmesi, uyması gerekmektedir.
Son yaşanan, biraz önceki bazı hadiseler de hepimizin yüreklerini sızlatmaktadır. Hakikaten siyasi malzeme de yapılmaması gerekir. Ancak şurası da gerçektir ki bazı gerçekleri de söylemek mecburiyetindeyiz. Dinimizle ve millî değerlerimizle ilgili bazı konular mutlaka çok dikkatli şekilde takip edilmeli, ona göre de her türlü kanunlar çıkartılmalıdır. Ancak geçmişte Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı zamanında yapılan bazı yanlışları da söylemeden geçemeyeceğiz. Bakınız, milletimizi soykırımla itham edenler, geçmiş dönemlerde bunu fikir özgürlüğü diye, maalesef, bu şekilde değerlendirmişlerdir. Hâlbuki bizim milletimiz hiçbir zaman, hiçbir dönemde soykırım yapmamıştır.
İkincisi, Peygamberimize yapılan hakaretler karşısında Avrupalı dostları terbiyeye davet etmesi gerekirken maalesef bu yapılmamış, bunun acizliği içerisinde kalınmıştır. Bir diğer konu, ahlak ve namus istismarı yaparken Avrupalı olmak adına, Avrupa Birliği istekleri doğrultusunda, maalesef, enteresandır, zina suç olmaktan çıkartılmıştır.
Yine, İslam'ı dilinden düşürmeyen durumlarda, özellikle kilise destekli üniversitelerden maalesef onur ödülleri alınmıştır. Yine bir yandan İnançlarımızla her türlü oy istismarı yapılırken papa heykellerinin önünde fotoğraf çektirildiği, bazı imzaların atılmış olduğu da maalesef unutulmamalıdır.
Geçmiş dönemlerde imam hatipli kardeşlerimiz, yine başörtüsüyle ilgili istismarı hep beraber yaşamıştık. Şu ana gelinmiş, iktidara geleli 11 yıl olmuş, hâlâ başörtüsüyle ilgili konular çözümlenmiş midir? Hayır, hâlbuki başörtüsü konusu bazı zamanlarda öyle bir siyasi malzeme yapılmış ki namus anlayışıyla ifade edilmeye çalışılmış, "haysiyetimiz" denmiş, "namusumuz" denmiş, işte, her türlü güzel söylemler söylenmiş ve "Biz bunu iktidara geldiğimiz zaman çözeceğiz." denmiştir. Peki, on bir yıllık iktidar zamanında bu mesele neden çözülmemiştir.
Ayrıca, bunların yanında, son zamanlarda tabii, yine hepimizi düşündüren veyahut da "Niye böyle oldu?" diye söylemiş olduğumuz birkaç konuyu da söylemek durumundayız. Van Akdamar Kilisesi maalesef açılmıştır. Van Akdamar Kilisesi, burası Ermeniler tarafından Türklerin katledildiği, insanlarımızın öldürüldüğü ve bizim milletimizin, birçok gençlerimizin, kadınlarımızın hunharca katledilmiş olduğu bir adadır. Buradaki, maalesef, kilise AKP iktidarı zamanında açılmıştır.
Bunun yanında, özellikle şunu da söylememiz gerekiyor ki 16 Ağustos 2010 tarihinde yine Trabzon'da, Trabzon'un fethedildiği tarihte, 16 Ağustos 1461'de Trabzon fethedilmiştir. enteresandır, burada yine Sümela Manastırı'nın ayinlere açılmış olduğunu görüyoruz. Diyeceksiniz ki: "Bunların yapılması gerekir mi?" Tartışılması gerekir. Acaba, başka bir iktidar zamanında bunlar yapılmış olsaydı neler söylenirdi, ne tür ifadelerde kullanılırdı?
Başörtüsü konuları çözülmüyor. Misyonerlik faaliyetleri aldı başını gidiyor. İşte, kiliseler açılıyor. "Ev kiliseleri açılıyor." diye bangır bangır bağırılmaz mı veyahut da cuma namazlarından sonra çeşitli eylemler yapılmaz mıydı? Onu sizin takdirlerinize sunmak istiyorum.
Tabii, bunun dışında, özellikle, Kutlu Doğum Haftası'na geçmek istiyorum. 1442 yıl önceki o güzel günü, o yıl dönümünü kutluyoruz. Nice günlere, böyle güzel günlere, haftalara yüce Mevla'm bizleri ülkemizin birlik ve beraberliği içerisinde ulaştırmasını da niyaz ediyorum.
Şöyle ki: Yüce milletimiz tarihî geçmişinde, uzun yıllardan bu yana Peygamberimizin doğumunu her zaman büyük bir coşkuyla kutlamıştır. Bu tür merasimlerde Peygamberimiz anılmış ve her yönüyle de düşüncesi anlatılmıştır. Bizler iyiyi kötüden ayırt etmeyi, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlakın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu, erdemli bir davranışı, hoşgörünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, kısaca her şeyin en iyisini ve en güzelini o rahmet Peygamberinin tebliğ, tavsiye ve uygulamalarında öğrendik. Hayatımızı anlamlı kılan değerlerimizi, dünya ve ahiret dengesini, insan onuruna uyan yaşama sanatını bizlere hep o gösterdi.
Doğan oğlumuza Ahmet, Mehmet, Mustafa; kızımıza Ayşe ismini ona sevgimizin bir nişanesi olarak biz, yani yüce Türk milleti verdi. Bahçemize, evimizdeki saksımıza, rengârenk gülleri ona olan muhabbetimizden diktik. Yüreğimizin sesini gözyaşı ile ıslattığımız sayfalara mısra mısra döktük. Onu anlatıyor diye sevincimizde ve hüznümüzde mevlit merasimleri tertipleyip şefaatini umarak bu duygularımızı paylaştık. Sınırda nöbet tutan askerimize, vatan için şehadet şerbetini içmeye hazır erimize "Mehmetçik" adını biz verdik. Evet, bütün bunları biz yaptık. Bu hasletimizle millet olarak birlikte sevindik, birlikte ağladık. Çünkü biz Türk milletiyiz.
O, bizi, hayat verecek şeylere çağırmıştı. O bize, sevgi ve barış dini olan İslam'ı tebliğ etmişti. Bir cahiliye toplumundan medeni bir millet oluşturmanın sırlarını öğretmişti. İnsanların birbirini göz kırpmadan boğazladığı bir dönemde barış içerisinde yaşamanın yollarını insanlığa sunmuştu. Birbirine düşman olan kabileleri kardeş yapmış, yüreklere çöreklenmiş kin ve nefret tohumlarının yerine sevgi ve hoşgörü duygularını ekmişti. O sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir, bütün insanlığın huzuru ve mutluluğu için de çaba göstermiştir. Ne mutlu onu tanıyanlara, ne mutlu onu okuyup yaşayanlara.
İşte, bu yıl da kutladığımız Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (SAV)'in kutlu doğumunun cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, necip milletimizin birlik ve beraberliğine, insanlarımızın samimi kardeşliğine, bütün insanlığın hidayetine, Müslümanların da peygamber ahlakına ve yaşantısına yönelmesine vesile olmasını Cenab'ı Hak'tan diliyorum. Peygamberce bir düşünüşün, Muhammedî bir misyonun, vizyonun ve aksiyonun tüm gönüllere dolması dilekleriyle sözlerimi bitirirken, hepinizin Kutlu Doğum Haftası güzellikler getirsin diyor.

     
Seçim Beyannamesi
 
 
Anket